Bebekle Roma Tatili

Anne baba olduktan sonra çocukla tatil konusu aklımızı bulandıran bir detay hiç olmadı. Bu yüzden keyifle programımızı yapıp bir heyecanla aldık Roma biletlerimizi. Otel konusunda daha önce kötü bir tecrübe yaşadığımız için uzun bir süre otel araştırdım,sordum ve sonunda Roma’da San Carlo Suit’te 3 gecelik bir rezervasyon yaptım. Otel olduğunu sandığım enteresan bir konsepti olduğunu tabiki gittiğimde öğrendim. Meğer otel adı altında ev kiralayan bir guest house mış.

 

Biletlerimizi economy sınıfından almamıza rağmen Miles and Smiles kartımızda yüklü olan millerimizin sene sonunda yanıcak olduğunu düşünerek gidişimizi 7500 mil ile upgrade ederek Bussiness Class olarak değiştirdik. Bence çok güzel bi hareket yapmışız orası kesin. Bu arada upgrade ederken eğerki bir bebeğiniz var ise belli bir ücret karşılığı ancak onunkini upgrade edebiliyormuşsunuz, hatta yeni öğrendiğim birşeyide sizinle paylaşıyım meğer biz economyde bile bebeğe 3 dolar kemer parası dedikleri bir ücret ödüyormuşuz, bu kemer bussiness class ta 12 dolar oluyormuş. Sonuç olarak Taha için 49 dolar bir ücret karşılığında upgrade mizide yaptık.

Bavul hazırlama kısmına geldiğimizde 2 gün öncesinden paşamın bavulunu hazırladık bile. Çok doldurmıycam desemde 2 küçül bavulu doldurduk. Yanımıza neler aldığımızı detaylı bir şekilde size yazıyım ki sizinde böyle bir soğuk sonbahar mevsiminde İtalya’ya yolunuz düşerse yardımcı olsun.

  • Bolca kıyafet (çıtçıtlı kısa kollu body,kazak,çorap, eşofman,pantolon,ince uzun kollu üstler, bere, atkı, fazlaca bez, havlu, pike, battaniye,mont)
  • İlaçlar (ateş düşürücü,düşerse yada bi yerine vurursa diye krem, diş jeli, serum fizyolojik, öksürük şurubu)
  • Ateş ölçer
  • Farklı birkaç oyuncak (sevdiği oyuncaklar olmasına özen gösterin)
  • Hazır mama( tatildeki hayat kurtarıcımız oldu)
  • Şampuan, duş sonrası krem
  • Kitap

Bir gece öncesinden herşeyi arabamıza yükledik ki sabah Taha’yla beraber telaş yapmayalım dedik. Sabahın hazırlandık ve havalimanına doğru yola çıktık. Arabamızı havalimanı otoparkına park ettik. Aslında 4 gün için otopark parası ciddi bir para tutsada Tav Passport kartı olanların bir avantajı var ki oda belli bir süre otopark ücreti vermiyorsunuz. Buda bizim için büyük kolaylık en azından ne taksiyle ne de başka araçla uğraşmıyoruz. Bu kart için senelik üyelik yapıyorsunuz, birçok avantajını tavpassport.com dan öğrenebilirsiniz, her sene indirimle üyeliğinizi yenileyebilirsiniz. He birde havaalanına girerken özel tav kapısından daha rahat kalabalığa karışmadan yanınızda bir misafirinizle rahatlıkla geçebiliyorsunuz.

 

Atatürk havalimanında Business Class yolcularının kullanabildiği CİP Salonuna gittik. Burda çocuklar için ufak bir oyun alanı var ki bu bizi orda baya mutlu etti. Taha uçağa binmeden enerjisini atabilmesi bizim için önemliydi. Uçakta uyursa bizim için muhteşem olucaktı ki sağolsun enerjiyi o salonda attı ve uçakta uyudu:)

                               

Sorunsuz atlattığımız uçak yolculuğumuzdan sonra Roma Havaalanındaki pasaport kuyruğunu gördüğümüzde gözümüz korktu ama İtalya’da çocuklu olan kişileri direk ayrı bir bölümde kontrollerini yapıp geçiriyorlar ve bizi direk yandan yaklaşık 100 kişinin yanından salına salına geçtik bavulumuzu almaya:)

İlk şokumuz dışarı çıktığımızda karşılaştığımz hava oldu. Malesef yağmurlu bir Roma bize merhaba dedi. Havaalanı önünde bekleyen taksiciyle tam türk usülü pazarlığımızı yapıp 55 euro ya otele gitmek için yola koyulduk. Otele geldiğimizde ikinci şokumuzu atlattık oda şuydu; Otel beklerken ev olması daha doğrusu misafir evi demek daha doğru olur. Malesef İtalyanlar bizim kadar yeni bir yaşantı yaşamıyolar. Tam bir antik şehir. E hal böyle olunca evde bir hayli eski. Yüksek tavanlı, mutfaklı, bir oda bir salon bir eve yerleştik. Apartman girişinin kapısı Taha’nın bebek arabasının geçemiyceği kadar küçük ve asansörlerde o kadar küçük ki her giriş çıkışımız bizi baya zorladı. Eşyaları indir kaldır yerleştir hayli yorulmuşuz, havada kötü e napalım çıkalım önce bi Trevi Çesmesi(La Fontana di Trevi) namı değer aşk çeşmesi’ne gidelim dedik. Hava bildiğiniz buz gibi, etraf kalabalık ama gelmişiz o kadar fotoğraf çekilmeyelim mi:)

Trevi Çeşmesi (La Fontana di Trevi)

Sol tarafımızda çeşmenin adını yaşatan bir çift:)

Burdan sonra deli gibi acıkan biz kendimizi attık bir pizzacıya.Navona Meydanında bulunan bir pizzacıydı. Burda Taha’nın bütün sağlıklı yemekler yeme alışkanlığı malesef devam etmedi, Acemilik deseniz değil ama o koşturmayla iyice sarpa sardı bi anda elinde kocaman bir pizzayla kaldı bu resim.

Bu arada bu girdiğimiz yer maalesef bizi kazıklamış tabi biz bunu daha sonra anladık o yüzden iyice sorun bakın öyle yemek yerine karar verin bizim gibi aman burası sıcak gözüküyor aaa mama sandalyeside varmış deyip girmeyin:D Girdiğimiz her yerde mama sandalyesi bulduk onuda belirtiyim.

Yemeğimizi yerken bastıran yağmurla birlikte ve yorgunlukla otelimize gidelim artık dedik. Otele giderken Taha Paşa arabasında uyuyakalınca her gün yıkanan Taha Bey maalesef ilk defa bir gün yıkanmadan uyumuş oldu. Ertesi sabah paşamız Türkiye saatine göre güne başladı. Türkiye İtalya arasında 2 saat var, onlar bizden 2 saat daha gerideler. Hal böyle olunca burda 7 buçukta güne başlayan beyefendi 5 te güne başlamış oldu e bizde onunla uyandık tabiki. İşin kötü tarafı İtalyanlar tam miskin bir millet. Adamlar iş yerlerini 10da açıyorlar inanabiliyormusunuz. Burda yallaaah diye sabahın köründe işe başlayan , günü yetiştiremiyoruz off diye hayıflanan biz, orda 10 da açıl öğlen tatil yap akşam erkenden hadi bay bay diyen onlar. 5 te güne başlayıp yarı açık gözlerle 9a kadar odanın içinde tıkılıp kaldık, tabi paşamız koştu oynadı. Kahvaltı olarak yanımda götürdüğüm labne, lor gibi müthiş lezzetleri yemeyince Taha ben tabi uykusuzlukla bir üzül, ah ne yiycek bu çocuk diye konuşup durdum. Neyse süt içer diye yaptığım onca sütün kaçı çöp oldu diye saymak bile istemiyorum. Hadi çıkalım bi nefes alalım diye odadan kendimizi atmamızla Taha uyudu zaten saat 9da. Buraya göre çocuk normal saatinde uyuyo tabi. İspanyol merdivenlerine 2 sokak olan otelimizden çıkıp kahvaltımızı yaptık. Kahvaltı dediğime bakmayın, kurvasan ve kahve:D Ah güzelim kahvaltılarımız değerini bilememişim dedim tabi. Oteldeki adam bize sabah 9 öğlen 2 arası bir pazar olduğunu söyleyince gidelim birşeyler buluruz dedik.Gidene kadar Roma’da bulunan tarihi kalıntıların önünden geçtik.

 

Piazza Venezia Meydanı

Pazara geldik, İyiki de gittik, taze taze meyve aldık oğluma. Bizimki meyveye zaten düşkün yedi de yedi. Ordaki kafede bile mama sandalyesi bulunca oturduk bi nefes alalım dedik ve yağmur başladı. Yapıcak birşey yok . Roma’ya gelmişiz Vatikan’a gitmeden olur mu. Yağmur, çamur demeden düştük yola. Ordada bebek forsumuzu kullandık. Bebekli aileleri tam 2 saat süren kuyruğa sokmadan hoop girdik içeri. Bebek arabalarını sokmadıkları için, pusetleri park edilen yere geldik bide nolsun Taha uyudu. E girmedende olmaz napalım tek tek girelim içeri bari dedik. İnanılmaz bir ihtişam, acaip bir görsellik, tarih kokuyo..

     

       

Tek tek dolaştıktan sonra Vatikan’ı tam çıktık paşa uyanmasın mı. Hadi biraz bırakalımda enerjisini atsın dedik durur mu bizimki koştu ordan oraya..

      

Yoğun bir günün ardından otele erken gelebildik, hemeen bıcı bıcı yapıp bizimkini atmamızla yatağa bizde direk uykuya tabi. Ertesi gün yani son günümüz trenle Floransa’ya geçmek için otel çıktığımızda yakınımızdaki İspanyol merdivenlerinde durmadan olmazdı. Şansımıza havada bize kıyak geçmiş, çekildik resimleri , bir güzel güneşli hava.

      Sonra doğru trenle Floransa’ya.Daha gider gitmez anladık,doğrusu Taha için Roma uygun bir şehir değilmiş, Floransa tam onlukmuş ama. Havada güzel olunca bolca gezdik, koştu ve eğlendi.

Floransa’nın ünlü Boboli Bahçeleri’nde çimlerinde üstünde koşan minik bir tostos, o yeşilliklerin üstünde altını değiştirmeye çalışan bir anne, bir yandan her anı çekmeye fotoğraflamaya çalışan bir anne, anneyi çeken bir baba, anne baba gezerken çocuğu oyalayan bir dayı düşünün:D

    

    

Floransa’ya gidip Ponte Vecchio Köprüsü’ne gitmeden olmaz tabi ordada eşimle aşk tazeledik:)

En sonda bilinen en önemli katedrallerden biri olan Duomo yada Santa Maria Del Fiore katedralinede giderek Floransa gezimize son verdik ve trenle tekrar Roma’ya döndük.

 

                  

Ertesi gün toparlanıp ülkemize dönücek olmamızın verdiği mutlulukla hemen havaalanına gittik ve evimize döndük. Şimdi gelelim bu ufak tatilin tavsiyelerine …

 

Hazal’ın Tavsiyeleri

  • Roma ufak bir bebek için maalesef doğru bir şehir değil, hele ki sonbaharda hiç değil. Tatil rotası seçerken ilk olarak bebeğinizle nereleri gezebilirsiniz, o nerelerden keyif alır ona göre rotanızı belirleyin.
  • Türkiye’deki hazır mamalardan bolca yanınıza destek alın.
  • Saat farkını hesaplayarak gidin, bizim gibi her sabah 5 te uyanmayın.
  • Otelinizi iyi seçin.
  • Hava durumuna güvenmeyin. 3 gün güneşli gösteren hava son 2 günde yağmurlu bir havaya dönünce bizim gibi patates olmayın.
  • Sıcak rotaları tercih edin. Bebeğinizi üşütmeyin. (Şuan burnumuz tıkalı uyuyamıyoruz.) Tabiki kışın karlı yerler tercih edebilirsiniz ama yağmur çok sıkıntı.
  • Tarihi seven kişiler için Roma enfes bir şehir.
  • Sabrınızı kontrol etmeye çalışın, tahammülsüz olduğunuz an eşiniz devreye girsin.
  • Kesinlikle baston bebek arabası tercih edin. Rahat diye götürdüğümüz hatta çok sevdiğim bebek arabamız (Bugaboo Camelon) 2 parçalı ve ağır olduğu için havaalanında ve birkaç yerde ciddi problem oldu, şuan bel ağrısından ölüyoruz.
  • Yanınıza rahat ayakkabılar alın.
  • Bebek için çok kıyafet alsanızda siz seçerek kıyafetlerinizi götürün.

Şimdilik benden bu kadar sorularınız olursa yazının altına sorularınızı bekliyorum. Umarım keyif alıcağınız ve size yardımcı olucak bir yazı olmuştur. Hoşçakalıııınnn:)

 

 

 

 

 

hazalkosem
hazalkosem

Hazal Kösem Hakkında

Henüz yorum yok

Yorum Yap

E-Posta Adresinizi Yazın

Dilerseniz HTML etiketleri: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong> kullanabilirsiniz